Evlilik hayatının 4 tehlikeli virajı
Evlendiniz, cicim ayları bitti, yıllar yılları kovaladı. Hayalleriniz vardı. Onlara ne oldu? Kavuştunuz mu, yoksa evliliğin virajlarına mı çarptınız. İşte evliliğin tehlikeli dönemleri.
Evlilik terapistlerine göre eşleri mutluluğa götüren yolun üzerinde dört tehlikeli viraj var. Birinci ve keskin viraj balayının sonunda, ikincisi, üçüncü yılın sonunda. Tekdüze geçen yedi yılın bitiminde ise üçüncü büyük viraj var. Son viraj evliliğin ileri döneminde, 15'inci yılda karşımıza çıkıyor. Terapistlere göre 6 çiftten biri, bu virajlardan birini geçemiyor ve ipler kopuyor
RÜYANIN SONU
Hazin bir durum. Tehlikeli bir viraj. Boşanmaların yüzde otuzu, birinci yıl sonunda meydana geliyor. Birinci yıl sırasında ve sonunda meydana gelen boşanmaları "rüyanın sonu" diye nitelendiren terapistler bakın bu virajla ilgili neler diyor:
"Bu viraj evlilikteki samimiyet, sözlülük ve nişanlılıkta görülmeyen büyük foyaları meydana vurur. Gerek kadın, gerekse erkek, hayatına yabancı birinin artık her şeyiyle girmiş olduğunu fark eder. Bu durumdan ekseriyetle kadınlar şikayetçi olur. Bir zamanlar kendisine çiçek, böcek hediye eden beyaz atlı gencin yerini şimdi, sabahları evin tek banyosunu tekeline alan ve diş macunu tüplerinin ortasından sıkmak gibi kötü huyları olan bir adam almıştır."
ZAMANLA DÜZELİR Mİ?
Boşanmaların yüzde yirmisi üçüncü yıla rastlıyor ne yazık ki. Yolları bu dönemeçte ayrılanları, boşanmalarını geciktirmiş çiftler oluşturuyor. "Esasında bunların, evliliklerinin birinci yılında ayrılmaları gerekirdi" diyen evlilik terapistleri "Bekleyelim belki zamanla düzelir" düşüncesinin, bu ge-cikmeye neden olduğunu vurguluyor. Üçüncü yılın sonunda hakim karşısına çıkmış eşlerin çoğu, boşanma konusunda anlaşıyor.
HAYALLERİMİ YIKTIN
Ne acı! Hayallerimiz yedinci yılda ortadan ikiye bölünüyor, temel de sağlam değilse yıkılıp gidiveriyor. Yedinci yılda boşanma oranı yüzde 15'lere çıkıyor. Konunun uzmanları şöyle tanımlıyor bu virajı "Bu yedi yıl, büyük hayal kırıklıkları devresidir. Kadın eski, ufak tefek dertlerine gülebilmektedir.
Çünkü şu anda karşılaştığı dertler onlardan çok büyük, gerçek dertlerdir. Şimdi, kocasının ilk zamanlar diş macununu ortasından sıkması onu daha az ilgilendirmektedir. Kadınlar için yedinci yıl boşanmalarının genel sebebi sosyal ve ekonomik meselelerdir. Erkekler için de, yedinci yıl boşanmalarının sebepleri daha fazla bencilliktendir."
SONUNCUSU VE EN TEHLİKELİSİ
Evet. 15'inci yıla geldik. Bu kadar zaman doğru-dürüst geçindikten sonra 15'inci yılda birden beliren bu son tehlike, en korkutucu olanı. Çünkü bu defa erkek cephesinden nedenlerin en müthişi olan ihtiras giriyor devreye. Erkeğin andropozu da gündemdeyse, evliliğinden sıkılmış, karşısına da ona heyecan katan biri çıkmışsa durum fena anlamına geliyor.
Bu dördüncü dönemecin tehlikesini atlatan çiftler için evlilik hayatı artık başka bir tehlike göstermiyor. Ortalık süt liman, yaşlılık günleri bekleniyor! Tabii istisnalar hariç...
(Bugün)
12:33 - 19/1/2008 - {yok} -
30 yaşa kadar nazlanan sonrasında güç evleniyor
Uzatmalı ‘beğenmeyen’ konumu ‘beğenilmeyen’ konumuna düşürüyor.

Hayatın dönüm noktalarından biri olan evlilik, birçok zorlu süreci içinde barındırıyor. Çoğu kişi evliliği geciktirip "beğenmeyen" konumunda kalırken, naz dönemi bittiğinde bu kez beğenilmeyen durumuna düşüyor.
Evlilik yaşının geciktirilmesi daha sonraki dönemde eş seçimini zorlaştırıyor. Kimi zaman kariyer sahibi olma, kimi zaman da taliplileri beğenmeme gibi sebeplerden dolayı evlilik 30'lu yaşlara kalıyor. Özellikle bu yaştan sonra eş seçiminin neredeyse imkansızlaştığı ve tarafların çeşitli psikolojik sıkıntılar yaşadıklarına dikkat çekiliyor.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Mediko Sosyal Sağlık Merkezi doktorlarından psikiyatrist Yıldız Özkan Dereli, evliliğin aceleye getirilmeden; ancak zamanında alınması gereken bir karar olduğunu ifade ediyor. 30 yaşına gelmiş; ancak hâlâ evlenememiş bayanların aşağılık kompleksine kapıldığını ve iç dünyasıyla çatışmaya başladığını anlatan Dereli, buna çevre baskısı da eklenince hiç istenmeyen olumsuz durumların ortaya çıktığını söyledi. Erkeklerde 30 ve üzeri yaşın biraz daha makul görüldüğünü; ancak bayanlarda risk olarak algılandığının altını çizen Dereli, 30 yaşına gelmiş bayanların eş bulmakta erkeklere göre daha fazla zorlandığını vurguladı.
Psikiyatrist Yıldız Özkan Dereli, evlenmek isteyen bay ve bayanların 10'u geçmemek şartıyla kendileri için olmazsa olmaz şartları belirleyip karşı tarafta bu şartları aramalarının faydalı olacağını söyledi. Kişilerin ne aradığını ve kendisi için neyin önemli olduğunu belirlemesi gerektiğini vurgulayan Dereli, aksi takdirde çok küçük ve önemsiz ayrıntılar nedeniyle evliliğin başlamadan biteceğini ifade etti. Dereli, "Evlenemeyen binlerce kişi 'armudun sapı, üzümün çöpü' deyimini yerine getiriyor. Çok küçük ayrıntılara takılıyor. Bu da evliliğin önüne geçiyor." açıklamasında bulundu.
Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz Şahin ise 30 yaşından sonra evlenen bayanların gebe kalma ihtimalinin de çok düşük olduğunu söyleyerek konunun bir başka boyutuna dikkat çekiyor. Yaş ilerledikçe kadınların yumurtalıklarındaki yumurtaların da azaldığını dile getiren Şahin, fizyolojik ideal evlilik yaşının 20 olduğunu kaydediyor.
31 yaşında 12. kişide evlenme kararı aldım
31 yaşında Fahrettin Öztürk'le hayatını birleştiren Meryem Öztürk, 25 yaşından sonra çevre baskısıyla birlikte kendi iç dünyasında sarsıntılar yaşamaya başladığını dile getiriyor. Çevresinde gördüğü birçok mutsuz evlilikler sebebiyle hep en iyisini arama yoluna gittiğini ve kendisiyle evlenmek isteyen 11 kişiyi geri çevirdiğini anlatan Öztürk, ancak 31 yaşında 12. kişide evlenme kararı alabildiğini söyledi. Bayanlara evliliği 25 yaşından sonraya bırakmamaları konusunda tavsiyede bulunan Öztürk,
"Yaş 26-27'ye ulaştıktan sonra evlenmek isteyen kişilerin büyük çoğunluğu 30'a yakın veya üzeri yaştakiler oluyor. Bu saatten sonra iç dünyanızda hiç akla gelmeyecek sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Çok iyi bir insan olduğu anlatılıyor ancak iç dünyanızda hemen savunmaya geçiyorsunuz ve 'Madem bu kadar iyiydi de neden bu yaşa kadar bekledi, acaba sağlık problemi mi var, ailesi mi geçimsiz, kendisinin psikolojik sorunları mı var?' gibi soruları art arda sıralıyor, bir türlü ikna olamıyorsunuz. Bu duyguların aynısını karşı taraf da yaşıyor ve aynı şeyleri erkekler de bayanlar için düşünüyor. İnce elenip sık dokunuyor. Çok küçük ayrıntılar kafanıza takılıyor. Bunlar da evlilik sürecini tıkamaya fazlasıyla yetiyor." şeklinde konuştu.
İşleri yoluna koyma düşüncesine kapıldığı için 20'li yaşlarda evliliği düşünmediğini anlatan İsmail Güneş ise, şimdi 32 yaşına geldiğini ve hâlâ bekâr olduğunu söylüyor. Bu yaştan sonra da artık evlenebileceğine ihtimal vermediğini dile getiren Güneş, 30 yaşından sonra erkeklerin de karamsarlığa düştüğünü ifade ediyor. Güneş, "29 yaşından sonra 5 hanımla görüştüm; ancak hepsi de olumsuz sonuçlandı. Artık evlilik için görüşmeye gitmeye bile çekiniyorum." diye konuştu.
Zaman
12:15 - 15/1/2008 - {yok} -
Muharrem ayı'nın faziletleri..
Arzımız da mucizevi olayların yaşandığı bir ay olan' Muharrem' ayı ,Allah katında da önemli bir aydır.Bu mübarek ayda yapılması faziletli olan ibadetleri sizler için araştırdık.
"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.
Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.
Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir.
Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.
Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz.
Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)
Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.
Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir.
Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1. Allah, Hz. Musa'ya (a.s.) Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2. Hz. Nuh (a.s.) gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3. Hz. Yunus (a.s.) balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4. Hz. Âdem'in (a.s.) tevbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5. Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6. Hz. İsa (a-s.) o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7. Hz. Davud'un (a.s.) tevbesi o gün kabul edilmiştir.
8. Hz. İbrahim'in (a.s.) oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9. Hz. Yakub'un (a.s.), oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10. Hz. Eyyûb (a.s.) hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)
Hz. Âişe'nın belirttiğine göre, Kabe'nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.
İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü, Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tevbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.
Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.
"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa (a.s.) şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler. Bunun üzerine Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam da, "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)
Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu. Bu hususta Hazret-i Âişe validemiz şöyle demektedir:
"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah da buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." 'Buhari, Savm: 69.
O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(4) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.
Âşura orucunun fazileti hakkında da şu mealde hadisler zikredilmektedir:
Bir zat Peygamberimize geldi ve sordu:
"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(5)
Yine Tirmizi’de de geçen bir hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(6)
"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(7) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadisin açılamasında İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" demektedir.
Gerek Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir.
Bu mânâdaki bir hadisi İbni Abbas rivayet etmektedir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.
Bu günde oruçtan başka hayır, hasenat ve sadaka gibi güzel âdetlerin de yaşatılması isabetli ve yerinde olacaktır. Herkes imkânı nisbetinde ailesine, akraba ve komşularına ikramda bulunur; bugünlerin faziletini bildiren hâdiseleri hatırlayarak ihsanda bulunursa şüphesiz sevabını kat kat alacaktır. Bilhassa, Peygamberimiz, mü'minin aile efradına Âşure Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir.
Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(9) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, bunun İçin fazla külfete girmeye, aile bütçesini zorlamaya lüzum yoktur. Herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Âşura gününün manevi ve berraklığı üzerinde Kerbela karanlığının kesafeti de görülmektedir. 61. hicret yılının Muharrem'ine ait 10. gününde Hazret-i İmam Hüseyin (r.a.) 55 yaşında iken Sinan bin Enes isimli bir hain tarafından Kerbelâ'da hunharca şehit edilmiştir. Bu gadr ve zulmün arkasında Emevi Halifesi Yezid, onun Küfe valisi İbni Ziyad vardır. Yarım asır öncesinden Peygamberimizin bizzat haber verildiği bu ciğerleri yakan olay Hazret-i Hüseyin'i Cennet gençlerinin efendisi olma şanına yüceltmiştir.
Şehitler mükâfatını almış en yüce mertebelere ulaşmıştır. Yüce Allah'ın da zalimlere hak ettikleri cezayı en âdil bir şekilde vereceğinden şüphemiz yoktur. Kader hükme boyun eğen her mü'min bu olaya üzülür, ancak itidalini ve soğukkanlılığını kaybetmez. Duyguları yanlışlara ve taşkınlıklara götürmez.
Çünkü meydana gelen bütün olaylar ezelî takdirin bir hükmüdür. Bu açıdan bunu bir "yas merasimi" haline dönüştürmek ehli-i sünnetin itikat ve inancına aykırıdır.
1) Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793. 2) Sahih-i Müslim Şerhi, 6:140. 3) Ibtıı Mâce, Siyam: 31. 4) Müslim. Siyam: 117. 5) Tîrmizî. Savm: 40. 6) A.g.e., Savın: 47. 7) İbni Mâce. Siyam: 43. 8) İhyâ, 1:238 9) et-Tergîb ve'l-Terhİb, 2:116.
Hanımlar.com
10:43 - 13/1/2008 - {1} -
|