koSe yAzILarI - Medya, Gazete, TV, Dergi, İnternet,Klipler,Film Fragmanları - Blogcu



Medya, Gazete, TV, Dergi, İnternet,Klipler,Film Fragmanları


Çarpıtma ve kışkırtma - Ahmet Taşgetiren - BUGÜN

Kategori: koSe yAzILarI
Çarpıtma ve kışkırtma
Çarpıtma ve kışkırtma
 
Başörtüsü - türban karşıtlığı çok kötü bir mugalata - çarpıtma ve kışkırtma ortamına bir kere daha geldi. Pusuya yatmış bir öfke ve saldırı projesi, Başbakan'ın sözlerini malzemeye dönüştürüp harekete geçti. Bu işin koç - başılığını da ne yazık ki ana muhalefet lideri Baykal yapıyor.
İnsaf. Mugalata - çarpıtma nerede bakın: Başbakan ne dedi? "Başörtüsüne özgürlük getireceğiz. "Siyasal simge" itirazı var, siyasal simge olmuş olsa bile yasaklanması mı gerekir? Her partinin içinde başörtülü siyaset yapan kadın bulunuyor."

Bu söz şöyle okunabilir mi? "Başörtüsü bir siyasal simgedir ve biz onu serbest bırakacağız." Başbakan bunu mu söylüyor? Elbette ki hayır. Ama siz önce onu bunu söyler hale, yani yumruklamaya hazır hale getireceksiniz, ondan sonra da "Seni gidi...

İşte siyasal simge itirafında bulundun..." diyerek yumruğu çakacaksınız. İnsaf. Ve ahlak! Feveranın bir boyutu, bu çarpıtma ikliminde giderken, bir başka boyutu, gerçeğin inkarına sapıyor.

Bakın CHP lideri Baykal ne diyor? "-Türkiye'de başörtüsü diye bir sorun yoktur; hiçbir yerde yoktur; üniversitede de yoktur. Geçmişte olmamıştır, bugün yoktur, gelecekte de olmayacaktır. Herkes kılık kıyafetini istediği gibi tanzim eder."

Baykal'a göre sorun "türban" dan sonra başlıyor. Çünkü türban "siyasal simge" oluyor. İnsaf ve ahlak! Türkiye gerçeği bu mu? Baykal'ın ifadesiyle "Kadınlarımızın tarihî geleneksel kılık kıyafetiyle" üniversite kapısından içeri girilebilir mi?

Değil öğrenci, "öğrenci velisi bir anne" olarak girilebilir mi? Milletvekili olunabilir, TBMM'de temsil edilebilir mi? Evet, anamızın başörtüsü ile, başka değil. Üniversite kapısında yasak uygulanırken hangi güvenlik görevlisi ya da rektör, başörtüsü - türban ayrımı yapıyor?

"Yasak hemşerim" yaklaşımı, anaların başörtüsüne de, genç kızlarınkine de uygulanmıyor mu? Sayın Baykal, üniversite kapısından kovulan genç kızlar için "analarımızın geleneksel kıyafeti"nden bir örnek başörtüsü ha zırlatabilir mi? Yapmaz, yapamaz, çünkü bu da yasağı sürdürmek için geliştirilen bir mugalata - çarpıtmadır. Gelelim kışkırtma faslına... Baykal doğrusu bu işi iyi yapıyor. "Yüzde 47'ye mi güveniyorsun" tonunda bir öfke salvosu...

Hele şu sözlere bakın bir: " Şimdi birdenbire 'siyasi simge olsa ne çıkar, dinî simge olsa ne çıkar' derken ne değişti? Bunun altında yatan neden, yüzde 47 mi? Yüzde 47'nin pek çok çevreyi pıstırdığı, teslim aldığı düşüncesiyle karşı çıkacak babayiğidin kalmadığını düşündüğü için mi yapıyor? Haklı da olabilir, ama bu, bu yanlış istikamete hiç demokratik tepki gösterilmeden devam edebileceği anlamına gelmez. Demokratik güçler karşısına çıkacaktır."

"Ey pıstırılmışlar! "Ey teslim alınmışlar! "Ey ortadan kaybolmuş babayiğitler!" Bu, yeterince aşağılama niteliği taşıyan sözlerin peşinden ne demek gerekir? -Öldünüz mü heeyyy! Kalkın ey ehl-i vatan! Sayın Baykal, "Demokratik güçler harekete geçecektir" buyuruyor.

Geçtiler netekim! Medya salvolarıyla... Acaba yeterli mi? Yoksa başka pıstırılmış, ortadan kaybolmuş babayiğitler arasında "demokratik!" güçler de var mıydı? Baykal oynuyor. Sandıkla hesabı olmayan bir siyasetçi gibi oynuyor. "Başörtüsü konusunda hiçbir sorun olmadı" düşüncesinde samimi olduğuna inansam, "Hadi öyleyse, başörtüsüne özgürlüğün önünü açalım, türbanı unutalım" diyeceğim ama, bu söylemin mugalatadan başka bir şey olmadığını neredeyse adım gibi biliyorum. Çok yazık!

09:26 - 17/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Sürpriz nikahın perde arkası - Ali Eyüboğlu - Milliyet

Kategori: koSe yAzILarI

Sürpriz nikahın perde arkası


Ali Eyüboğlu

İşimizin en zor taraflarından biri de şudur: Varsayalım ki biriyle söyleşi yaptınız. Söyleşi yaptığınız ünlü, ilginç ve iddialı açıklamalarda bulundu. Madalyonun ön yüzünden baktığınız zaman bu sözlerin tümü söyleyeni bağlar. Ama madalyonun bir de arka yüzü var. Şayet tırnak içinde de olsa yayınladığınız o sözler hakaret, gerçekleri saptırma, gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatler içeriyorsa size de bir fatura çıkar.
Geçen hafta Petek Dinçöz'le "Cafe Söyleşisi" yaptığımda açıklamalarının en flaş olan kısmının evlilik konusu olduğuna kanaat getirdim. Dinçöz'le söyleşiyi Can Tanrıyar'ın "Uçankuş"un merkezi olarak kullandığı Levent'teki villada yapmıştık.
Söyleşi bittikten sonra çay içmek için Petek Dinçöz'le birlikte Can Tanrıyar'ın makam odasına çıktık.
Can Tanrıyar, söyleşinin nasıl geçtiğini sordu. Ben de flaşının Petek Dinçöz'ün evliliğe dair söylediklerinin olduğunu, söyleşi çıktıktan sonra ilişkilerini yeni bir boyut kazanacağını, buna hazır değillerse bunu şimdi söylemeleri gerektiğini anlattım.
Dinçöz, söyleşideki gibi "28 Mayıs'ta dokuzuncu yıla gireceğiz. Artık yeter ya evlilik, ya ayrılık" sözünü burada da yineledi.

Cep telefonundaki fotoğraf

O sohbet sırasında Tanrıyar'ın söylemlerinden Dinçöz'ün hayalinin gerçekleşmeyeceğine dair en küçük bir izlenim alsaydım belki de söyleşinin başlığını değiştirecektim.
"Uçankuş"tan ayrılırken Tanrıyar cep telefonundaki bir fotoğrafı gösterdi. Tanrıyar'ın vefat eden ilk eşinden iki oğlu var. Gösterdiği o fotoğrafta Tanrıyar ve Dinçöz önde oturuyor. Tanrıyar'ın iki oğlu da arkadan onlara sarılmış vaziyette...
Tanrıyar, "Onlar da Petek'i çok sevdi... Petek de onlara annelik yapıyor" dedi.
Anlaşılan Dinçöz kaleyi içten çoktan fethetmişti. O fotoğraf ve Can Tanrıyar'ın söyledikleri, söyleşi için atacağım manşetin boşa gitmeyeceğini gösterdi.
Kamuoyundaki birçok insan gibi gazetedeki arkadaşlarımız da şov dünyasının bazı ünlülerinin palavra demeçlerine alışık olduğu için Petek Dinçöz'ün "Mayıs'ta ya evlilik, ya ayrılık" sözüne "Bunun takipçisi olalım bakalım öyle olacak mı?" önyargısıyla yaklaştı.

'Bir söyleşi yaptın beni yaktın'

Perşembe günü yayımlanan o söyleşiden sonra olanlar malum.
Beyazıt Öztürk ve ekibi, Petek Dinçöz'ün "Ya evlilik, ya ayrılık" demecinden iyi malzeme çıkacağına karar verip onu konuk etti, Can Tanrıyar'la birlikte o sürpriz nikahı gerçekleştirdi.
Sürpriz nikahın olacağı gün Can Tanrıyar arayıp, "Bir söyleşi yaptın, beni yaktın. Canlı yayında Petek'e evlilik teklif edeceğim. Kabul ederse her şeyi ayarladık, nikahı da orada yapacağız. Petek'in hiçbir şeyden haberi yok" dedi.
Hayırlı uğurlu olsun deyip kendisini peşinen tebrik ettim. Çünkü Dinçöz'ün "Hayır" deme ihtimali yoktu. Evliliği bu kadar çok isteyen bir genç kadın, canlı yayında önünde diz çökerek kendisine evlilik teklif eden erkeğine hayır diyebilir mi?
"Beyaz Show" ekibini, RTÜK Başkanı Zahid Akman'ın ve Mehmet Ali Birand'ın tanıklığında gerçekleşen nikahtaki kusursuz organizasyon, Beyazıt Öztürk'ü de öylesine riskli bir yayını anında ürettiği müthiş esprilerle zevkle izlenir hale getirdiği için kutlamak istiyorum.
Petek Dinçöz ve Can Tanrıyar'ı kutluyor, bir ömür boyu mutluluklar diliyorum.
Can Tanrıyar'ı da canlı yayında sevgilisinin önünde diz çökerek evlenme teklif etme cesaretini gösterdiği için tebrik ediyorum.
Ve çifte son bir not: İyi olursa kendinizden, kötü olursa benden bilmeyin...

'Halka inilmez, çıkılır' dedi ama Cüneyt Arkın'la ekrana çıkmadı!


Şov dünyasının bazı ünlülerinin gerçek yüzünü çok iyi bildiğim için bazı iddialı açıklamalarını tebessümle izliyorum.
Mesela Zerrin Özer'de olduğu gibi.
Özer'in geride bıraktığımız hafta Cafe Milliyet'te yayımlanan söyleşisinin başlığı şöyleydi:

"Halka inilmez, çıkılır."

Gerçekten de güzel bir söz... Ama bir gerçek daha var. O da şu: Her söz, onu söyleyenle başka bir anlam kazanır.
Her cuma yorumcu olarak katıldığım "Esra Ceyhan'la" ekibi Cafe Milliyet'te çıkan söyleşisi nedeniyle Zerrin Özer'i programlarına davet etmeye karar verdiklerinde şunu söylemiştim:

İyi düşündünüz mü?

Sonra perşembe günü Zerrin Özer'in programa katılacağına ilişkin tanıtımları izledim. Perşembe günü Zerrin Özer'i programda göremeyince sebebini sordum.
Dediler ki, "Zerrin Hanım geldi ama canlı yayına çıkmadı".
Peki niye? Çünkü programın bir diğer konuğu Cüneyt Arkın'la eşiydi.
Makyajı yapılırken bunu öğrenen Zerrin Özer, küplere binmiş:
"Ben yanımda hiç kimseyi istemiyorum. Bunun kim olduğunun hiçbir önemi yok. Cüneyt Arkın ya da başkası. Programda yanıma başka konuk alınması adıma ve sanatıma hakarettir."
Programın konuk koordinatörü Esin Yum, stüdyoya gelen Cüneyt Arkın'ı geri gönderemeyeceklerini ilettiyse de sonuç değişmeyince devreye Esra Ceyhan girmiş.
Ceyhan'ın Özer'e, "Cüneyt Arkın da sizin gibi Türk halkının çok sevdiği, değer verdiği bir isim. Onunla birlikte yayında olmaktan rahatsızlık duyulacak ne var?" dediyse de sonuç değişmemiş.
Zerrin Özer, "Ben yayına tek başıma çıkarım. Bunu bilmiyor musun? Bunu yaptığın için seninle dostluğum bitmiştir " demiş ve Kanal D'yi terk etmiş.
Zerrin Özer ya da bir başka sanatçının programda kendisinden başka konuk istememe hakkı var mı? Bence her ünlünün böylesine özel bir istek hakkı olmalı. Ama bu talebini program için davet aldığı zaman ortaya koymalı.
Programa katılacağına dair tanıtımlar döndükten sonra ya da canlı yayına birkaç dakika kala makyajı yapılırken değil.


aeyuboglu@milliyet.com.tr

04:27 - 16/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


'Bunları biliyor musunuz?' - Kürşat Bumin - Yeni Şafak

Kategori: koSe yAzILarI


 
'Bunları biliyor musunuz?'

Dünkü yazımda toparlamaya çalışmıştım: “Hayvanları Koruma Kanunu” adında bir kanun yürürlükte. Bu kanun pitbull gibi “tehlike arz eden hayvanlar”ın “sahiplenilmesini” bile yasaklıyordu. Söz konusu yasağın ihlali halinde uygulanacak para cezası da açıkça belirtilmişti. Ama siz şu işe bakın ki, şehirde kısa bir yürüyüş yaptığınızda bile bir pitbull ile karşılaşmamak imkansızdı. Hem de –bırakın “sahiplenilmesi”nin yasak olmasını– karşınıza çıkan köpekler çoğu zaman “ağızlık”sız ve “gezdirme”liksiz olarak şehrin cadde ve sokaklarında hürriyetin tadını çıkarıyordu.

Sormuştum: Uygulanmayan, nasıl uygulanacağı açık seçik biçimde belirtilmeyen bu kanunun yürürlükte olduğunu mu söyleyeceğiz şimdi?

Kanunun yürütülmesinden sorumlu Çevre ve Tarım Bakanı yerinde, şehrin valisi görev başında, “tehlike arz eden” bu köpeklerin sahiplenilmesine kim müdahale edecekse (polis mi, belediye mi?) eksik değil; ama pitbulllar şehrin keyfini çıkarmakta...

Demek ki kanun çıkartmakla iş bitmiyor. Asıl mesele kanunun uygulanmasında. Daha da doğrusu, asıl mesele yasama-hükümet- idare arasındaki bağın ciddi biçimde oluşturulmasında. Hükümet, yasamadan aldığı yetkiyi “idare”ye ciddiyetle uygulatabilecek ki zincir tamamlanabilsin ve yürürlüğe giren kanunların ruhu toplumsal hayata yansıyabilsin. Bu zincir kopuksa, na yapsanız nafile...

Şimdi de isterseniz bu “zincir”in ne halde olduğunu iyi gösteren bir başka gelişmeye bakalım:

Hükümetin terör-terörizm ile bu sefer ciddi ve de farklı bir mücadeleye hazırlandığı seziliyor. Terör-terörizm ile hamaseti esas almayan akılcı mücadelenin tasarlanmakta olduğu söyleniyor.

Peki o halde; söz konusu gelişmelere ilişkin edinilen intibalar bu merkezde ise, Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı'nın internet sitesi aracılığıyla medyaya duyurduğu “Bunları biliyor musunuz?” başlıklı terör-terörist analizi ne anlama geliyor?

Gözünüze çarpmadı ise (söz konusu internet sitesinde) bulup okuyun. Ve görün söz konusu Daire'nin terör-teröristlere ilişkin yorumu nedir?

“Bunları biliyor musunuz” gibi insanı gülümseten bir başlıkla servis edilen bu metin, besbelli ki, halkımızı terör-terörist-terörizm konularında donanımlı kılmak için asıl olarak “ahlak”ı araya sokuyor.

PKK'lar söz konusu olduğunda verilen şu bilgilere bakın:

“Örgüt içerisindeki kadın militanların erkeklerin zevk aracı olduğunu, erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdiklerini, örgüttte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıklarını, direnenlerin de ajan, provokatör ve iş birlikçi iddiadıysa öldürüldüklerini” biliyor muydunuz?

Sıra “Sol terör örgütleri”ne gelince yine benzer satırlar:

“Örgütün üst elemanları arasında her türlü ilişkinin serbest olmasına rağmen alt düzey elemanlar arasında duygusal ilişkilerin büyük cezalara sebep olduğunu, itiraz dahi edemediklerini” biliyor musunuz?

“İstanbul Sabancı Center'da 9 Ocak 1996 tarihinde Özdemir Sabancı ve iki kişiyi öldüren DHKP/C örgüt mensuplarından İ.A.'nın 5 ay süreyle saklandığı evde, ev sahibinin baldızına tecavüz ettiğini” biliyor musunuz?

(Cevap: Biz nereden bilelim bütün bunları... Bizim daha, söz konusu cinayete karıştığı söylenen –ve teslim olan- örgüt üyesinin cezaevinde tutukluyken nasıl olup da bir cinayete kurban gittiğini bile bilmiyoruz!)

Ve tabii, tahmin ettiğiniz gibi, terör örgütlerinde gözlendiği söylenen bu “her türlü ilişki”den sonra sıra geliyor uyuşturucu meselesine.

Gördüğünüz gibi, eğer yeni dönemde de terör-terörizm ile mücadele, mesele bu çerçevede anlaşılarak yürütülecek ise, gerisini siz getirin....

PKK hakkında bugüne kadar çok şey söylenmiş ama “erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdikleri” bilgisinden söz edilmemişti doğrusu...

Bunları da bilmiş olduk....

Her şeyin “moralize” edildiğini görmüştük ama terör-terörizmin –belki de- ilk defa...

11:27 - 15/1/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
Medyayı Süzen gözlüğünüz...
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Son Yazılar

- galatasaray ankaraspor maçı izle ankaraspor galatasaray seyret j
- 26 Şubat Galatasaray-Bordeaux Maçını İzle Canlı Maç Dinle
- İstanbul-Amsterdam Seferinde Düşen THY uçağının yolcu listesi
- Can 2008 Şaka Maka albümünü online dinle
Kategoriler

Arkadaşlarım
atyarisialtili
gazetemakale
oxigen3



















SSK HIZMET DOKUMU

TC KİMLİK NO DOĞRULA SORGULA

TURK TELEKOM TELEFON REHBERİ-NO BUL